Şahane Aile

Öğrenci koçu muyuz? Menajer miyiz? İnsan kaynakları yöneticisi mi? Yoksa yetenek avcısı mıyız? Çocuğumuzun geleceği ile ilgili kendimize buna benzer bir yafta yapıştırmışsak eğer, sanırım iyi bir yolda değiliz.

Çevremizdeki ebeveynlerle ilgili dile getirdiğimiz eleştirilerden, aslında kendimizin de nasiplenmiş olduğunu kabul etmekle başlayabiliriz işe. Çocuğumuzun harika yeteneklerini, ki bazen öyle bir yetenek olmasa da ortaya çıkarmak için var gücümüzle çalıştığımızı itiraf edelim; geleceklerini garantiye almak adına ilerletmeye çalıştığımız bir misyon taşıdığımıza inandırırız kendimizi. Her gün yaşadıkları değişim sürecinde o an için ilgilendikleri ve belki de bir daha dönüp bakmayacakları herhangi bir konu ya da yetenek isteyen durumu, ömrü boyunca ilgileneceğini düşündüğümüz mesleğe dönüştürmek, bir anda kurduğumuz “geleceğini garantileme planları” için kendimizi, aslında daha çok çocuğumuzu hırpaladığımız zamanlar olmadı mı? Galiba yanlış bir şeyler var…

Psikologlar, sosyologlar ve pedagoglar tarafından, klinik araştırmalar etrafında yürütülen, ebeveyn davranışlarının incelenmesi, uzun ve meşakkatli bir süreçle halen devam ediyor. Ancak ortaya çıkan hiçbir sonuçta “yüksek beklentileri bulunan ebeveyn” modelinin geçerliliği onaylanmıyor. Kontrolcü, kendini çocuğunun hayatına müdahale etmekten alıkoyamayan ebeveynler yerine, hoşgörülü, gözleme dayanan bir tavırla çocuğuna yaklaşan ebeveynlerin aile hayatlarının çok daha huzurlu olduğu tespit edilmiş. Peki bu izlenimin farkında olmak, bize ne kazandırabilir?

Aslında çok sert bir eleştiriden kaçınmak gerekiyor. Çünkü çocuklarımıza olan davranışımız, bizi bugüne getiren tecrübelerle şekilleniyor. Dolayısıyla farkında olmak, onlara yaklaşımımızda en büyük yardımcımız. Peki farkındalık nasıl olacak? Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, çocuğumuzu gözlemlemek ilk adım. Yeteneklerinin açığa çıkmasına olanak sağlamak peşi sıra geliyor. Ardından gösterdiği çabanın karşılığını bulacağı o, en sihirli an. Övmek ve takdir etmek.. Güveninin bir çınar gibi büyüdüğüne şahit olacaksınız. Belli yaş dönemlerine göre gösterdiğimiz dikkat ve takdir sözcüklerimiz elbette değişiklik gösterecek. Bu hassas denge, şımarıklık ile özgüven arasında ufacık bir çizgi olarak çıkıyor karşımıza. Çocuğumuzun özerkliğini mantıklı bir şekilde desteklemenin, ona dayanak olduğunuzu hissettirmenin, duygusal olarak muhteşem sonuçlara ulaştığını fark edeceksiniz. En mutlu, en başarılı çocuklar,  yapabileceklerinin farkında olan ve sizin desteğiniz sayesinde bunu geliştirmeye kendini adamış çocuklar olduğu hiç şüphe götürmez. Gerçekle uyumlu bir benlik duygusu geliştirmelerinde katkınız çok büyük. Küçücük bir örnekle bunu açıklamak gerekirse; ilk adımlarını atmaya çalışan çocuğumuza heyecanımıza yenik düşüp, yürümeyi başardığını söylersek, sanılanın aksine güveninin kaybolmasına, daha da önemlisi gerçeğin çarpıtılmasındaki ilk deneyimine izin vermiş oluruz.

Akılda soru işaretleri oluştuğunu düşünüyorum. İyi ama, çocuğumuzun ulaşamayacağı şeyler için ona yardımcı olmak bizim görevimiz değil mi? Kazandığı yetenek, neden onun güvenini yukarı taşımıyor? Doğruyu bulmadan önce pek çok kez yanlış yapmak aslında harikadır. Bir ebeveyn olarak çocuklarımızın hatalar yapmasına izin vermek sanırım hepimizin en büyük sorunu. Yaş ilerledikçe dikkatimiz artık doruk noktasına ulaşıyor. Henüz belki de bir yaşına basan çocuğumuza yürürken tökezlediğini, başarması için biraz daha gayret etmesini söylemek, ergenlik çağındaki çocuğumuzun doğru arkadaşlar bulmasını sağlamak için verdiğimiz telkinlerden daha kolay sanırım. Hata yapmak iyidir ancak riskler de taşır. Ebeveyn olarak en büyük görevimiz öncelikle kendi hatalarımızı en aza indirgemeye çalışmak. Çocuklarımıza, kendi ihtiyaçlarımızdan ziyade, onların ihtiyaçlarından kaynaklanan durumlarda yardımcı olarak, güçlü bir benlik hissi kazandırdığımızı göreceğiz.

Sevgi dolu bir ebeveyn olarak sınırları belirlemeye olan isteğimiz, çocuğumuzun iç dünyasını ihlal etmediğimizi ona belli etmekten geçiyor. Kendi endişelerimizi kabul edebildiğimiz anda, kontrolün sadece sizde değil, çocuğunuzda da olduğunu hissettirmek gerçekten ona yapacağımız en büyük iyilik. Çünkü otokontrolün erken yaşta şekillenmeye başlaması, başarı ve huzuru da beraberinde getiriyor.

Sanırım sırada değerlerimiz var… Sahip çıktığımız ve bizi bütünleyen değerlerimiz. Onlar hakkında ne kadar net olursak, bizi yakından takip eden çocuklarımız da bu netliği fark ederek bize ayak uydurabilirler. Değerlerimize esneklik payı verebildiğimiz anlar oluyor, ama tutarsızlıktan uzak durmak elzem:)

Bu konuda sizinle paylaşmak istediğim bir şey daha var. Hangi tür ebeveyniz? Size aşağıda kısaca tanımlamalarını aktaracağım ebeveynliklerden hangisine uygun olduğunuzu seçebilirsiniz. Belki de çocuklarınızla hayatınızı muhteşem kılacak güzel reçetenizi birlikte tasarlamanıza yardımcı olur.  Şahane günler sizinle olsun…

Gelişim psikolojisinde ebeveynlik türleri genel olarak dört ana başlıkta toplanıyor.

1)      İzin verici Ebeveynlik: Çocuklarından sorumluluk beklentileri çok düşük ve kural koymamayı tercih ederler. Beklenti düşük olmasına karşın, kendi sorumluluk düzeyleri yüksektir. Duyarlı davranırlar ve çocuklarıyla ilişki düzeylerini arkadaş seviyesinde görürler. Çocuklar sınırları olmadığından, güvende hissetmeme duygusunu taşırlar. İleriki yaşlarda kuralların ve otoritenin olduğu ortamlarda, örneğin okulda, uyum sorunu yaşarlar.

2)     İhmalkar Ebeveynlik: Çocukların fiziksel ve duygusal ihtiyaçları göz ardı edilir. Çocuklardan beklentiler düşüktür ve iletişim zayıftır. Çocuklar öz kontrolleri kısıtlı, boş vermiş bireyler olarak yetişirler. En büyük sorun ise ihmalin beraberinde getirdiği durumun istismara kadar gidebilmesidir.

3)      Otoriter  Ebeveynlik: Çocuğun katı kuralları takip etmesi ve bu kurallara uymasının beklendiği, uyumsuzluk durumunda cezanın ön planda olduğu ebeveynlik. Genellikle “Ben böyle olmasını istiyorum, çünkü annen-baban benim” sözleri sıklıkla duyulur. Çocuk ebeveynin taleplerini sorgusuz uygulamak zorundadır. Çocuğun ihtiyaçları ertelenme eğilimindedir ve çocuğun daha çabuk olgunlaşmasına, mutsuz, kaygılı, utangaç, çekingen, özgüveni düşük, benlik saygısı zayıf bireylere dönüşmesine neden olur…

4)      Demokratik Ebeveynlik: Yine kurallar var, ancak otoriter ebeveynden farklı olarak kuralların nedenleri anlatılıyor. Gerektiği durumlarda çocukla anlaşma yapılıyor. Çocuğun ihtiyaçları için hassas ve duyarlı davranılıyor. Ceza yerine daha çok anlamaya çalışılan bir çözüm ortaya çıkıyor. Demokratik bir ebeveynlik sisteminde yetişen çocuklar, sorumluluk sahibi, duygularını yönetebilen, sabırlı, anlayışlı, özgüven sahibi, öz benlik saygıları yüksek bireyler olarak yetişiyorlar.

Figen Bahtoğlu

2018

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑