Fırsat nedir? Sözlüklerde yazılan tanıma göre, bir şeyin yapılmasına elverişli ve uygun düşen zaman, durum ya da koşul, değerlendirilmesi gereken durum, olanak, zaman. Fırsatı aynı zamanda, birey, engeller ve istenilen hedef arasında üç yönlü bir ilişki olarak da görebiliriz. Eğer bir hedefe ulaşma şansınız varsa, bir fırsatınız da olabilir. Ama aşılması imkansız engellerle karşılaşırsanız, şansınız da olmaz.
Peki eşitlik? Sosyal hayatta bireyler arasında haklar ve imkanlar bakımından fark gözetilmemesi ve var olan ayrımların kaldırılmasını isteyen ilke.
Eğitim dendiğinde de aklıma sadece çocuklarımız geliyor.
Bu üç sözcüğün birleşimi ise adeta bir iksir gibi. Tüm çocukların aynı şartlar altında, zaman, durum ve koşullar gözetmeksizin eşit eğitim olanaklarına sahip olması. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Ancak nedense aklımızdaki devasa soru işareti bir türlü kaybolmuyor ta ki, eğitim ve çocuklarımızla ilgili iki gözlemin devreye girmesine dek. İlki, genel insan gelişimi açısından, hayat şansının önemli ölçüde belirlendiği demokratik yurttaşlık hakkı. İkincisi ise, sosyal sınıfların, toplulukların, cinsiyet ayrımının ve bazı kültürel farklılıkların belli koşullarla sabitlenmesi. Öncelikle, bu gözlemden ortaya çıkan anlaşmazlığın eleştirilmesi gerekiyor.
Eğitim, tüm bireyler ve toplumlar için hem araçsal hem de içsel bir öneme sahip. Zira, eğitim düzeylerinin sağlık ve zenginlik ile ilişkili olduğu gerçeğinin de altını çizmek gerekir. Çocuğun becerilerini geliştirmek, sahip olduğu olanaklar ışığında, sonuçlara bakılmaksızın kendi başına iyi bir yaşamı sürdürebilir hale getirmesini de olanaklı kılıyor. Fırsat eşitliği olgusunun var olmadığını düşünürsek, tüm çocukların eğitime katılımları, yeteneklerinin ortaya çıkışı ve akabinde bu döngüde süregelen rutinin sonraki nesle aktaracağı demokrasi mirasını elinde bulundurması tamamen gerçek bir kurgudur. Ancak ne yazık ki “fırsat eşitliği” gibi bir “zorunluluğun” doğması, sosyokültürel bir aciliyetin sürekli gündemde kalmasına sebep olmakta. Elbette bu gündem, sadece söz konusu duyarlılığı taşıyan bireyler tarafından unutulmaz kılınıyor.
Eğitim fırsatlarının dağılımı hakkında altı çizilmesi gereken en büyük ide, fırsatların büyük çoğunluğunun devlet tarafından sağlanması ve düzenlenmesidir. Çocukların aynı şartlar altında okutuluyor olması, eğitimin kontrollü olarak ayrım yapılmaksızın tüm çocuklara ulaşıyor olması ve karşılığında eğitimli bireylerin yetişmesiyle oluşacak sayısız fayda aslına bakılırsa, devletin en güçlü mekanizması olma görevini üstlenmiştir. Eğitim ülkelerin en önemli işlevi olmalıdır. Aksi takdirde, yoksul kesimdeki çocuklar ile avantajlı akranları arasındaki fark giderek artar. “Eşitlik” döngüsündeki iyilik anlayışı, yerini sebepler ve sonuçların ortaya çıkardığı karmaşalara bırakır. Herhangi bir sebebin olası sonucuna ulaşmak için aşılması gereken yollar tıkandığında, meydana gelecek fikirlerin sancı çekmesi elbette kaçınılmazdır. Eşitsizlikler başka eşitsizlikler üretmeye devam eder. Tıpkı “metastaz” gibi.
Eğitim kaynaklarının dağıtımı için haklı bir değerlendirme listesi var mıdır sizce? Coğrafi konum? Sosyokültürel durum? Geçim şartları? Cinsiyet? Fiziki şartlar? Bunlar bir değerlendirmeye tabi tutulabilir mi? Yukarıda sorduğum tüm sorular saçma. Böyle bir değerlendirme eşitsizlik ateşini körüklemekten başka bir işe yaramaz. Bana göre önemli olan yeteneklerin değerlendirilmesidir. Her durumu zıddıyla kavramaya çalıştığımız gibi, bunu da “yeteneksizlik” ile karşılaştırmayalım. Muhteşem bir bilim insanı potansiyeli taşıyan bir çocuğun, dini bir okulda eğitimini sürdürmesi ya da aşçı olmak için doğmuş bir gencin sırf notları çok iyi diye fen lisesinde okumaya zorlanması hiç de uç örnekler değil. Yetenek potansiyelinin göz ardı edilmesine devam edildiği sürece ne fırsattan, ne eğitimden ne de eşitlikten bahsetmemiz mümkün değildir.
Eğitimde fırsat eşitliği, çocuklarımızın mutlulukları ile başarılarını sürdürmeleri için etrafa serpiştirilmiş engellerden kurtulmalarını gerektirir. Herkes aynı şartlarda aynı engellerle karşılaştığı sürece hiçbir sorun yok. Çünkü mücadele, doğduğu anda insanoğlu ile yol alan bir kader arkadaşı. Ancak aynı yolda ilerleyen akranlardan biri, daha iyi koşullara sahip olan diğeriyle aynı sınava tabi tutuluyorsa, ortada gerçekten devasa bir problem var demektir. Başarı öykülerinde adından söz edilenler neden her zaman olumsuz koşullarla boğuşmak zorunda kalanlardan çıkıyor? Başarı tüm çocukların sıkı sıkı kavramaya hakkı olan en doğal insani haktır. Başarı özgüveni, özgüven ilerlemeyi, ilerleme bütünlüğü getiriyor. Eğitim…. Fırsat….Eşitlik… İnsanların mutlulukları ve başarılarını sürdürebilmeleri için belli engellerden kurtulmalarını sağlayan muhteşem kavramlar. Hangisi bir diğerinden daha kıymetli ki? Hepsinden öte, en kıymetlimiz çocuklarımız. Öncelikle onların eğitimlerindeki fırsat eşitliklerini oluşturabilirsek, sağlıkları, huzurları, başarıları, özgüvenleri, özgürlükleri ve gelecek hayallerini yaşatmış olacağız. Elimizden gelen tüm olanakları, özünde eşitlik olan yardımlarla onlara aktarabilmek insanlığımızın borcu ve en büyük mirasımızdır.
Figen Bahtoğlu
2018
Yorum bırakın